“Ney’e tınısını katandı Nefes. Sen ise onu hep ötelerde aradın. Kavgaların içinde büyüyen çocuk. Bir parça huzur senin hakkın. Bir parça Nefes senin hakkın. Tınını kat hayata”
Şimdi kürkçü dükkanındayız. Bitirmedik ve başlamadık. Her olağan durum gibi bizde akışındayız hayatın. Henüz bitmedi tınısı.
Sıralasana hadi tüm çaresizliklerini. Bir kenara nefretlerini kat. Diğer kenara korkularını. Ötelere bırak haykırışlarını. Kulağa birileri fısıldayacak “Kimsin Sen?” diye. İşte sağında bile dursalar onlar solundalar. Kim olduğunun sorulmasını bekleme. Kendin ol, kendin kal.
Herkes kendi haykırışını yaşıyor. Herkes kendi hayallerinin peşinde koşuyor. Fakat ümit kırıkları ortak. O his hep aynı düzlemde. Peki ya hayallerse benzer olanlar? Peki ya sen eğer kendin isen ve kendinde değilsen?
Natürel bir dokunuştu benimki. Zerre umrumda değer, Sanat kimin içinse onundur. Ben yaşamak için yazıyorum. Yaşadıklarımı yazıyorum, yaşamayacaklarımı mühürlemek için yazıyorum. Ben senin için yazıyorum, sen ise başkası için yaşıyorsun?
Hayallerin sana ait değil, yarınların senin olmayacak. Sen nerelerde bıraktın ümitlerini? Nerelerde bıraktın kendini?
Natürel bir haykırıştı benimki. Hepimizden nefret edercesine sevdim. Sevdikçe biraz daha nefret ettim. Ama unutma ki bize yine ben gerekliydim. Asla bırakmadım hududu sen dilediğince haykırabil diye.
Natürelce bıraktın kendini sen. Seni kendinde kılacak olan ben değilim. Ben sadece yaşamak için yazan birisiyim.