“Nefes almakta zorlanırken yarınları düşün. Nefes alabileceğin özgür günleri. En azından kırıntılarına tutun. Toparla kendini, bırakma”
Hayat yine bildiğiniz gibi. İyilik sağlık ve teyzenlere selamlar. Hani bizim rüyamız? Planlarımız? Hayallerimiz? Daha gün görecekti oysa ki Kırmızı ve daha bir çok insan Öteki’ni seyredecekti şuursuzca ve dehlizlerin de kaybolurcasına.
Sığınılacak limanlar ve o limanlardan kalkan gemiler olacak. Kimsenin meçhul kalmadığı yarınlar doğacak. Sarılmak zorunda kalmayacaksın kırıntılara.
Toparlan, nefes al ve iyice odaklan. Yarınlar hayal edebilenlerindir. Yeni normal sarsmasın seni. Sen garipleşmelere hasretsin.
Rastgele bir kitaptan rastgele bir sayfa seç. Seçtiğin o sayfadan rastgele bir satırı işaretle. İşte oradan anlatılanlar . . .
Rastgele gerçekleştirdiğin bir eylem senin kaderin olabilir ama emelin değildir. Emel etmediğin eylem sen değilsin. Rastgele satır seçmekle anlam yüklenemez. Sen nasıl kendini rastgelelere bırakabilirsin ki ? En azından ben sana bunu yakıştırmıyorum.
Bak mesela ben burada sadece patinaj çekiyorum. Şu an şu dakika ileri götüren bir amelim de emelim de bulunmamakta. Ama beni buraya bu satırları yazayım diye kader getirdi. Bu senin kaderindir belki de. Kim bilir senin emelin bile olabilir.
Zaman fiziksel bir şey olsa veya imgeleştirilebilseydi kesinlikle kum tanecikleri olurdu. Milyonlarca kum taneciğinin bir araya gelişi . . .
Ne yani dalında ki armudu kum tanelerinin kaderine mi terkedeceksin? Yarınlar senin içinde bir kaç tane kum tanesinden mi ibaret? Peki ben zamanı böyle imgelemeyi nereden öğrendim Jonathan?
Kum tanelerinin kaderine terkettiğimiz yarınların kırıntıları için bir kaç ömürlük saygı duruşu.