“Girizgah olmayacak bu meşreptekilere. Onlar zaten her şeyin içindeler.”
Yaşayan ve yaşatılan herkes gibi güneşin doğuşuyla uyandı. Onun için doğmuştu ya sanki. Kalktı etrafını gözlemledi penceresinden. Çünkü her zaman öteki önemli olandı. Saate baktı, bir klasik müzik yuvarladı arkadan. Hafif hafif pickup titretirken frekansları, o sadece kahvaltı hazırlıyordu.
Sıradan, monoton, sıkıcı bir hayat. Kahvesini demledi besleyici kahvaltının hemen peşine. Kitabını aldı ellerine. O kitap öteki’nin tavsiyesiydi ona. Öteki her zaman en iyisini bilir.
Kahve, kitap ve kırmızı kazağı ile okumaya ve oturmaya devam etti. Klasik müzik halen devam ediyordu. Klasik müzik ya bu, güneşin doğuşunu beklemez, batışı ile enterese dahi olmaz. Akrepti yelkovandı derken aktı gitti zaman.
Gerçekten neydi ki Zaman ? Kahve kimin ve kitap kim tarafından yazıldı ? Kırmızı mı ? Onun hikayesi henüz başlamadı. Kırmızı buralardan değil.
Piyanosunun başına oturdu. Karantina altında olduğunu biliyordu. Yine de çıktı gitti ruhunun sınırlarından dışarı. Karıştı her şeyin derinlerine. Artık öteki’ne baktığı o pencerede değildi. Uzaklaştı o pencereden. Artık öteki kendisiydi.
Öteki gerçekten de zalim olan. Empati kurmayan ve önemsemeyen. Aslında öteki asıl acı çekendir. Öteki kim midir ?
Belki sen belki ben belki de Kırmızı.
Devam ediyor olacağız hayatlarımıza elimizde kitap ve bir yudum kahve. . .
Karantina günlükleri gibi bir hayat. Her satırı biraz noksan ve her taşı altında bir öteki barındırır gibi. . .
Bu Kırmızı’nın hikayesi. O buralardan değil. Saklı diyarların ötesinden. Hissedilmemiş olan her şeye dair bir parça. Kırmızı öteki’ni önemser. Fakat herkes bir parça öteki’dir kırmızı için.
Ne kadar öteki’sin ? Ne kadar kırmızı’sın ?